BND Scope: 19. Sayı - ABD'de Piyasa Yükseliyor, Ekonomi Yavaşlıyor
Aralık istihdam verileri ABD’de yavaşlamanın belirginleştiğini gösterirken, ekonomiyi taşıyan hizmet sektörü bu kez maliyet baskısıyla sınanıyor. Sermaye ABD’den kaçmıyor; ancak riskli hikâyeler yerine nakit akışı güçlü ve stratejik alanlara yöneliyor. 2026’ya girerken piyasa yükselse de yatırımın adresi daralıyor: AI–çip–bulut altyapısı, sağlık/ilaç, enerji ve savunma öne çıkarken; otomotiv ve bazı tüketici/perakende başlıklarında marj ve finansman baskısı belirleyici oluyor.
1/10/20265 min oku


2026’ya girerken ABD ekonomisinde “sert dönüş” değil, yön değiştiren bir denge görüyoruz. İstihdam verileri büyümenin ivme kaybettiğini açık biçimde gösterirken, tabloyu ayakta tutan ana sütun hâlâ hizmetler. Fakat hizmetlerdeki canlılık da artık rahat bir büyümeye değil, maliyet baskısıyla test edilen bir dayanıklılığa işaret ediyor. Bu makro arka planın en önemli yansıması ise sermayenin davranışında: para ABD’den çıkmıyor; ama her alana eşit dağılmıyor. Piyasa yükselirken bile yatırımcı daha seçici, şirketler daha temkinli. Bu sayıda, işgücü piyasasındaki kırılmanın nereden geldiğini, sermayenin hangi sektör ve şirketlerde “kalıcı” gördüğünü ve büyük oyuncuların 2026’ya girerken nasıl pozisyon aldığını birlikte okuyoruz.
ABD’de İstihdam Zayıflamaya Devam Ediyor
Aralık ayı verileri ABD işgücü piyasasında uzun süredir beklenen yavaşlamanın artık netleştiğini gösteriyor: sadece 50 bin yeni istihdamla son yılların en zayıf performanslarından biri gelirken, işsizlik oranındaki %4,4’e gerileme önceki ay revizyonları ve işgücüne katılımın yatay seyri nedeniyle tek başına güçlü bir tabloya işaret etmiyor. Daha kritik olan ise istihdamın “nerede” oluştuğu: sağlık, sosyal hizmetler ve turizm gibi hizmet alanları büyümeyi taşımaya devam ederken; sanayi, inşaat, taşımacılık ve kamu gibi üretken kapasiteyi besleyen sektörlerde net daralma görülüyor. Bu ayrışma, ekonominin verimlilik ve yatırım üreten taraflarının zayıfladığını, zorunlu tüketim odaklı hizmetlerin ise ekonomiyi ayakta tuttuğunu düşündürüyor. Nitekim hizmet PMI’ının 54’ün üzerine çıkması talebin hâlâ canlı olduğunu gösterse de bu büyüme artık “kolay” değil: ücret, enerji ve kira gibi kalemlerdeki kalıcı maliyet baskısı şirketleri ya fiyat artırmaya ya da marjlardan feragat etmeye zorluyor. Bu da önümüzdeki dönemde iki ihtimali güçlendiriyor: hizmet enflasyonunun inatçı kalması veya talebin zaman içinde daha belirgin şekilde yavaşlaması. Özetle, bu tablo doğrudan resesyon demek değil; ancak sağlam bir işgücü piyasasının geride kaldığını ve güven ortamının zayıflamaya başladığını gösteriyor.

Sermaye ABD’den Kaçmıyor Ancak Piyasa “Seçerek” Yükseliyor
Küresel yatırımcı davranışları, sermayenin ABD’den kaçmadığını ancak artık daha seçici davrandığını gösteriyor. Bu yüzden girişim sermayesi yatırımları ve halka arzlar yavaş seyrederken, büyük fonlar ve kurumsal yatırımcılar beklemek yerine nakit üreten ve stratejik öncelik taşıyan alanlara yöneliyor. 2026’nın ilk haftasında endekslerin rekor seviyelere yaklaşması da bu tabloyu doğruluyor: yükselişi sürükleyenler yine büyük teknoloji ve yapay zekâ ekosistemindeki şirketler; bunlara ek olarak AI–çip–bulut altyapısı etrafında “somut yatırım” yapan oyuncular ve daha geniş anlamda yarı iletkenler, üretim kapasitesi, sağlık/ilaç gibi alanlar. Risk algısı yükseldikçe, son günlerde enerji ve savunma gibi daha öngörülebilir nakit akışı olan sektörlerin de portföylerde ağırlık kazanması şaşırtıcı değil. Buna karşılık her sektörün hikâyesi aynı değil: otomotiv ve bazı tüketici/perakende şirketleri için tarife ve maliyet baskısı, marj daralması, yüksek finansman maliyeti ve talep görünümündeki belirsizlik yatırımcının geri durmasına sebep oluyor. Çünkü piyasa artık “her büyüme hikâyesine” değil, kârı ve nakdi bugünden gösterebilen modellere yöneliyor. Özetle Wall Street yükseliyor; ama bu kez coşkuya değil, bilanço kalitesine ve yatırımın “gerçekten” nereye yöneldiğine bakarak yükseliyor.
2026’ya Girerken Büyük Oyuncular Ne Yapıyor?
Makro ekonomide büyümenin kalitesi tartışılırken, büyük şirketlerin attığı adımlar 2026’nın ekonomik yönünü anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Yıl başı döneminde öne çıkan haberler, şirketlerin tamamen frene basmadığını; ancak yatırımı ve büyümeyi daha seçici ve daha temkinli ele aldığını gösteriyor.
Sağlık ve ilaç sektöründe birleşme ve satın almalar yeniden gündemde. Reuters’ın aktardığına göre, büyük ilaç şirketleri 2026’da özellikle biyoteknoloji ve özel tedavi alanlarında büyük ölçekli satın almalara hazırlanıyor. Bunun arkasında iki temel motivasyon var: patent süreleri dolan ürünlerin yarattığı gelir boşluğunu kapatma ihtiyacı ve regülasyonlarda daha öngörülebilir bir ortam beklentisi. Bu da sağlık sektörünün, yavaşlayan ekonomide bile defansif ama büyüme potansiyeli olan alanlardan biri olmaya devam ettiğini gösteriyor.
ABD’nin büyük bankaları yılı güçlü kapattı. Reuters verilerine göre, yatırım bankacılığı gelirleri dördüncü çeyrekte belirgin şekilde arttı. Halka arzlar hâlâ sınırlı olsa da borçlanma işlemleri, şirket birleşmeleri ve yeniden yapılandırmalar bankaların kârlılığını destekledi. Bu tablo, finansal sistemde bir stres olmadığını; ancak şirketlerin büyümeden çok bilançolarını sağlamlaştırmaya odaklandığını düşündürüyor.
Teknoloji ve dijital altyapı alanlarında veri merkezleri ve yapay zekâ yatırımları hız kesmiş değil. Financial Times’ın aktardığına göre, büyük fonlar ve teknoloji şirketleri ABD’deki veri merkezi projelerini genişletmeye devam ediyor. Ancak bu yatırımlar artık yalnızca teknoloji kararı değil; elektrik altyapısı, enerji fiyatları ve yerel düzenlemelerle birlikte değerlendiriliyor. Bazı eyaletlerde veri merkezlerinin elektrik tüketimi nedeniyle yeni sınırlamalar ve ek maliyetler gündemde. Bu da teknoloji yatırımlarının daha uzun vadeli, ama daha karmaşık bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.
Tüketiciye dönük sektörler ise daha durağan. Otomotiv ve dayanıklı tüketim ürünleri sektörlerinde bazı büyük şirketlerin zayıf satış beklentileri, tüketicinin yüksek fiyatlar ve kredi maliyetleri nedeniyle büyük harcamalar yapmada çok cesur olmadığını gösteriyor. Buna karşılık seyahat, havayolu ve deneyim odaklı hizmetlerde güçlü talep sürüyor. Şirketler, “daha az ürün, daha pahalı ürün” ya da “mal yerine hizmet” stratejisiyle kârlılığı korumaya çalışıyor.
Özetle şirket haberleri bize şunu söylüyor: 2026’ya girerken büyük şirketler panik halinde değil, ama agresif de değil. Yatırım var, birleşme var, büyüme planı var; ancak hepsi daha sıkı maliyet kontrolü, daha seçici risk alma ve daha güçlü nakit akışı şartına bağlanmış durumda.
Sonuç
ABD ekonomisi hâlâ ayakta, ama artık “genel güç” üzerinden değil, sektörel ayrışma üzerinden ilerliyor. İstihdamın üretken alanlardan hizmetlere kayması, büyümenin niteliğini zayıflatırken; sermaye de buna paralel biçimde riskten tamamen kaçmadan, seçerek akıyor. Yatırım almaya devam edenler; yapay zekâ–çip–bulut altyapısı etrafında gerçek kapasite kuran teknoloji oyuncuları, defansif ama büyüme opsiyonu taşıyan sağlık/ilaç şirketleri, nakit akışı güçlü enerji ve savunma gibi sektörler. Daha az yatırım çekenler ise; marjları tarife ve maliyetlerle sıkışan, finansman maliyeti yüksek, talep görünümü kırılgan otomotiv ve bazı tüketici/perakende başlıkları. 2026’ya girerken panik yok; fakat “bedava para dönemi”nin refleksleri de yok. Bundan sonraki dönemde piyasanın yönünü belirleyecek şey, manşet büyümeden çok bilanço kalitesi, nakit akışı ve yatırımın nereye gerçekten gittiği olacak.
Bu içeriğin İngilizce versiyonunu okumak için buraya tıklayın.
