BND Scope: 34. Sayı - Büyüme Sürüyor, Maliyeti Artıyor

ABD ekonomisi büyümeyi sürdürüyor. Ancak Kanada ile artan ticaret gerilimi, hedefin üzerinde kalan enflasyon ve yükselen uzun vadeli faizler, ekonomik dayanıklılığın maliyetini giderek artırıyor.

8/29/20269 min oku

ABD ekonomisi aynı anda hem hız kaybedip hem de dirençli kalabilir mi?

Son veriler bu iki eğilimin bir arada yaşandığını gösteriyor.

İkinci çeyrek verileri ekonomik büyümenin önceki çeyreğe göre yavaşladığına işaret ediyor. Buna karşılık daha güncel üretim, sipariş ve öncü PMI göstergeleri, özel sektör faaliyetinin yeniden ivme kazanmış olabileceğini düşündürüyor.

Şirket yatırımları, tüketici harcamaları ve yapay zekâ altyapısına yönelen sermaye harcamaları ekonomiyi desteklemeye devam ediyor. Ancak bu yatırımlar aynı zamanda daha fazla enerjiye, ithal ekipmana ve uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyuyor.

ABD ile Kanada arasındaki yeni tarife gerilimi tedarik zincirlerine belirsizlik eklerken, petrol fiyatları enflasyon riskini, uzun vadeli tahvil getirileri ise finansman maliyetlerini artırıyor. Bu baskının en görünür olduğu alanlardan biri konut piyasası.

Dolayısıyla temel mesele ekonominin büyüyüp büyümediği değil. Mevcut büyümenin artan ticaret, enerji ve finansman maliyetlerine ne kadar dayanabileceği.

Büyümenin Dayanakları Değişiyor

ABD ekonomisi ikinci çeyrekte yıllıklandırılmış olarak yüzde 1,5 büyüdü. İlk çeyrekteki yüzde 2,1’lik büyümenin ardından gelen bu oran, ekonomik faaliyetin hız kestiğini gösteriyor.

Büyümenin bileşimi ise daha dengeli bir tablo sunuyor. Tüketici harcamaları, ihracat ve yatırımlar büyümeye katkı sağlarken, kamu harcamalarındaki düşüş ve ithalattaki artış toplam büyümeyi sınırladı.

Tüketici harcamaları ile özel sabit yatırımları birlikte ölçen özel yurtiçi alıcılara yönelik nihai satışlar yıllıklandırılmış olarak yüzde 4,2 arttı. Ekonomide elde edilen toplam geliri ölçen reel yurtiçi gelirdeki artış da yıllıklandırılmış yüzde 2,2 oldu.

Şirket kârlarında da belirgin bir yükseliş kaydedildi. Üretimden kaynaklanan şirket kârları, mevsimsellikten arındırılmış yıllık oran üzerinden 400,9 milyar dolar arttı. Bu rakam şirketlerin üç ay içinde elde ettiği ilave nakit kârı değil, kârlardaki değişimin yıllıklandırılmış karşılığını ifade ediyor.

Aylık üretim verileri de özel sektör faaliyetinin tamamen zayıflamadığını gösteriyor. Sanayi üretimi ve imalat üretimi yüzde 0,2 artarken, dayanıklı mal siparişleri yüzde 1,1 yükseldi. Ulaştırma hariç siparişlerdeki yüzde 0,4’lük artış, kazanımın yalnızca uçak ve otomobil gibi yüksek tutarlı birkaç siparişten kaynaklanmadığına işaret etti.

Öncü bileşik PMI göstergesinin 56,0’a yükselmesi ise hizmet sektörünün desteğiyle ekonomik faaliyetin yeniden hız kazanmış olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle ikinci çeyrekteki yavaşlamayı ekonominin kesintisiz biçimde ivme kaybettiği şeklinde okumak doğru olmayabilir.

Yatırım tarafındaki en güçlü desteklerden biri yapay zekâ olmaya devam ediyor. Ekipman ve fikri mülkiyet ürünlerine yapılan yatırımlar son dört çeyrekte yaklaşık yüzde 9 arttı. Yapay zekâyla bağlantılı harcamaların yıl içindeki işletme yatırımı artışının yarısından fazlasını oluşturduğu tahmin ediliyor.

Bu yatırımlar ilerleyen dönemde verimliliği yükseltebilir. Kısa vadede ise veri işleme ekipmanı, yarı iletkenler, makineler ve enerji altyapısına yönelik talebi artırıyor. Dolayısıyla yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken ithalat ve finansman ihtiyacını da yükseltiyor.

Kanada İle Ticarette Yeni Kırılma

ABD’nin ticaret politikasındaki son gerilim, en yakın ve en entegre ekonomik ortaklarından biri olan Kanada ile yaşanıyor.

İki ülke arasındaki görüşmelerde uzlaşma sağlanamamasının ardından ABD, yaklaşık 27,6 milyar Kanada doları değerindeki belirli Kanada ürünlerine yüzde 50 oranında ek tarife uygulamaya başladı.

Kanada ise aynı değerdeki ABD ürünlerine “dolar karşılığı dolar, oran karşılığı oran” yaklaşımıyla karşılık vereceğini açıkladı. Ürün grubuna göre yüzde 15, yüzde 25 ve yüzde 50 olarak belirlenen Kanada tarifeleri 8 Eylül’de yürürlüğe girecek.

Çelik ve alüminyum ürünleri, süt ürünleri, beyaz eşya, tarım ekipmanları, kâğıt ürünleri, mobilya, hazır giyim ve elektronik ürünler karşı önlemlerin kapsadığı başlıca gruplar arasında bulunuyor.

Kanada ayrıca tarifelerden etkilenen şirketler ve çalışanlar için 7,5 milyar Kanada dolarlık destek paketi açıkladı. Paket; küçük ve orta ölçekli işletmelere likidite sağlanmasını, üretimin devamını destekleyecek sermaye bakım ve dayanıklılık projelerini, çalışanların gelirinin korunmasını ve eğitim programlarının genişletilmesini kapsıyor.

Tarifeye tabi ürünlerin toplam ikili ticaret içindeki payı ilk bakışta sınırlı görünebilir. Ancak ABD ve Kanada arasındaki üretim ilişkileri yalnızca nihai ürün ticaretinden oluşmuyor. Otomotiv parçaları, metaller, ahşap ürünleri, makineler ve tarımsal girdiler üretim tamamlanmadan önce sınırı birden fazla kez geçebiliyor.

Bu nedenle aynı girdi üzerindeki tarife yükü, tedarik zincirinin farklı aşamalarında tekrar eden maliyetler yaratabilir. Yüzde 50’ye ulaşan tarifeler bazı ürünlerde yalnızca fiyatları yükseltmekle kalmayabilir; siparişlerin ertelenmesine, tedarikçi değişikliklerine veya üretimin azaltılmasına da yol açabilir.

Gerilimin bir diğer önemli boyutu Kuzey Amerika ticaret anlaşması USMCA’nın geleceği. ABD, son ortak incelemede anlaşmayı mevcut haliyle uzatmayı kabul etmedi. Ancak bu durum USMCA’nın sona erdiği anlamına gelmiyor. Anlaşma yürürlükte kalmaya devam ediyor ve taraflar uzatma konusunda uzlaşana kadar her yıl yeniden incelenecek.

Kanada ile ikili görüşmelerin askıya alınması, yıllık inceleme sürecini ve Kuzey Amerika’daki uzun vadeli yatırım kararlarını daha belirsiz hale getiriyor.

Ticaret verileri de tek yönlü bir sonuç ortaya koymuyor. ABD’nin mal ticareti açığı 101,4 milyar dolardan 118,8 milyar dolara yükseldi. İhracat 199,4 milyar dolar, ithalat ise 318,2 milyar dolar olarak hesaplandı.

Otomotiv hariç sermaye malları ithalatındaki aylık artış yüzde 11,3’e ulaştı. Bu yükselişin sanayi makineleri, bilgisayarlar, yarı iletkenler ve yapay zekâ altyapısıyla bağlantılı ekipman talebiyle ilişkili olduğu değerlendiriliyor.

Ancak tek aylık ticaret verisi, tarifelerin genel ticaret dengesi üzerindeki etkisini ölçmek için yeterli değil. Tarifeler belirli ürünlerin kaynağını ve ticaret yönünü değiştirebilir; buna karşılık teknoloji yatırımlarının gerektirdiği ithal ekipman talebini tek başına ortadan kaldıramaz.

Enflasyon Fed’in Alanını Daraltıyor

Ekonomik faaliyetin dirençli kalması Fed açısından iki yönlü bir sonuç yaratıyor. Büyümenin sürmesi resesyon riskini azaltırken, yüksek enflasyon karşısında daha sıkı bir politika izlenmesinin ekonomik maliyetini de görece düşürüyor.

Fed’in tercih ettiği enflasyon göstergesi olan PCE fiyat endeksi aylık yüzde 0,2 arttı. Yıllık PCE enflasyonu yüzde 3,7, gıda ve enerji hariç çekirdek enflasyon ise yüzde 3,3 olarak gerçekleşti. Her iki oran da Fed’in yüzde 2 hedefinin belirgin biçimde üzerinde bulunuyor.

Yayımlanan son toplantı tutanakları, Fed’in politika faizini yüzde 3,50–3,75 aralığında sabit tuttuğu kararda oy kullanan üç üyenin 25 baz puanlık artışı tercih ettiğini gösterdi. Bu ayrışma, faiz artışının kesinleştiği anlamına gelmiyor; ancak sıkılaşma seçeneğinin tamamen gündemden çıkmadığını ortaya koyuyor.

Fed Başkanı Kevin Warsh da ekonomik faaliyetin ve iş gücü piyasasının genel olarak dirençli kaldığına dikkat çekti. İşsizlik oranının yüzde 4,1 düzeyinde olması, işsizlik başvurularının tarihsel açıdan düşük seyretmesi ve kredi piyasalarında yaygın bir daralma görülmemesi, ekonominin yüksek faizlere rağmen büyümeyi sürdürebildiğini gösteriyor.

Buna karşılık konut ve tarım gibi faize duyarlı alanlarda baskı belirginleşiyor. Enflasyonun yüzde 2 hedefine doğru açık ve yeterince hızlı ilerlememesi halinde Fed’in daha fazla adım atması gerekebilir. Bu yaklaşım belirli bir faiz kararının taahhüdü değil; verilerin gerektirmesi halinde daha sıkı politikanın değerlendirilebileceği anlamına geliyor.

Fed’in işi yalnızca fiyat endeksleri nedeniyle zorlaşmıyor. Orta Doğu’daki çatışma enerji arzına ilişkin riskleri canlı tutarken Brent petrolün varil fiyatı 94 doların üzerine çıktı. Enerji maliyetlerindeki kalıcı bir yükseliş, ulaştırma, üretim ve lojistik üzerinden enflasyonun daha geniş bir alana yayılmasına neden olabilir.

Tahvil piyasası da finansman koşullarını Fed’den bağımsız biçimde sıkılaştırıyor. ABD’nin 30 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,3’ü aşarak 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı.

Mortgage faizleri 30 yıllık Hazine tahvilini bire bir takip etmiyor. Fiyatlamada 10 yıllık Hazine tahvili ile mortgage teminatlı menkul kıymet piyasası daha doğrudan rol oynuyor. Yine de uzun vadeli faiz yapısındaki genel yükseliş, şirket kredileri, altyapı yatırımları ve mortgage finansmanı üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor.

Dolayısıyla Fed yeni bir faiz artışı yapmasa bile şirketler ve hane halkları daha pahalı finansmanla karşı karşıya kalabilir.

ABD ekonomisi resesyona girmiş değil. Tüketici harcamaları, şirket yatırımları, üretim ve yapay zekâ altyapısına yönelik sermaye harcamaları büyümeyi desteklemeye devam ediyor. Daha güncel öncü göstergeler, ikinci çeyrekteki yavaşlamanın ardından faaliyetin yeniden ivme kazanmış olabileceğine işaret ediyor.

Fakat ekonomik dayanıklılığın çevresindeki koşullar giderek zorlaşıyor.

Kanada ile başlayan yeni tarife gerilimi üretim maliyetleri ve tedarik zincirleri açısından belirsizlik yaratıyor. Yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken ithal ekipman, enerji ve finansman talebini artırıyor. Enflasyonun hedefin üzerinde kalması Fed’in hareket alanını daraltıyor. Uzun vadeli faizler ise Fed’in yeni bir karar almasını beklemeden finansman koşullarını sıkılaştırıyor.

Konut piyasasındaki zayıflama bu baskının en görünür sonuçlarından biri.

Önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca ekonomik büyümenin devam edip etmeyeceği olmayacak. Asıl soru, büyümeyi taşıyan tüketici ve şirketlerin artan ticaret, enerji ve finansman maliyetlerini ne ölçüde karşılayabileceği.

ABD ekonomisi hâlâ ilerliyor. Fakat bu ilerlemenin maliyeti yükseliyor.

Sektör Odağı: Konut Piyasasında Faiz Baskısı

Yüksek borçlanma maliyetlerinin reel ekonomideki en görünür etkilerinden biri konut piyasasında ortaya çıkıyor.

Toplam konut başlangıçları aylık yüzde 12,4, yıllık yüzde 13,5 geriledi. Tek ailelik konut başlangıçlarında aylık düşüş yüzde 9,9 olarak tahmin edildi. Ancak tek ailelik konut verisindeki hata payı bu orandan daha yüksek olduğu için söz konusu değişimin kesin bir düşüş olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.

İnşaat izinleri ise aylık yüzde 5 arttı. İzinlerdeki yükseliş, sektörün proje hazırlıklarını tamamen durdurmadığını gösteriyor. Bununla birlikte izinler ile fiilen başlayan inşaatlar arasındaki ayrışma, planlama aşamasındaki faaliyet ile mevcut inşaat temposunun aynı yönde ilerlemediğine işaret ediyor.

Satış tarafında da zayıf bir görünüm var. Bekleyen konut satışları aylık yüzde 2,3, yıllık yüzde 2,2 gerileyerek ocak ayından bu yana en düşük seviyesine indi.

Yeni tek ailelik konut satışları yıllıklandırılmış 607 bin olarak tahmin edildi. Bir önceki aya göre hesaplanan yüzde 10,5’lik düşüş, geniş istatistiksel hata payı nedeniyle kesin yön gösteren bir değişim olarak okunmamalı. Bununla birlikte satış temposunun sınırlı kaldığı ve yüksek faizlerin talebi baskıladığı görülüyor.

Satışa hazır toplam yeni konut stoku 488 bine yükselirken, mevcut satış hızına göre stok 9,6 aylık arza ulaştı. Bu görünüm, inşaatçıların yeni projeler konusunda daha seçici davranmasına ve satış teşviklerini artırmasına neden olabilir.

Yeni konutların medyan satış fiyatı 393.800 dolar olarak hesaplandı. Aylık yüzde 2,3’lük tahmini düşüş de istatistiksel hata payı içinde kaldığı için fiyatlarda kesin ve yaygın bir gerilemenin kanıtı olarak değerlendirilmemeli.

Ortalama 30 yıllık sabit mortgage faizi ise yüzde 6,65’ten yüzde 6,66’ya geldi. Haftalık değişim oldukça sınırlı olsa da faiz seviyesinin yüzde 6,5’in üzerinde kalması, aylık kredi ödemelerini birçok hane için yüksek tutmaya devam ediyor.

Piyasadaki kilit yalnızca alıcılardan kaynaklanmıyor. Düşük faiz döneminde mortgage kullanan ev sahipleri, mevcut evlerini satmaları halinde çok daha yüksek faizle yeni kredi kullanmak zorunda kalabilir. Bu “faiz kilidi” etkisi piyasaya çıkan ikinci el konut sayısını ve işlem hacmini sınırlıyor.

Konut piyasası genel bir çöküş yaşamıyor. Ancak yüksek uzun vadeli faizlerin hem talebi hem de yeni inşaat faaliyetini nasıl yavaşlatabildiğini açık biçimde gösteriyor.

Sonuç

Danışmanlık

Bize Katılın

info@bnd.consulting

+1 (832) 270-5239

© 2025 Tüm hakları saklıdır.