BND Scope: 39. Sayı - Seçim Sonrası ABD Ekonomisi
ABD'de ara seçimler Kongrenin kontrolünü değiştirdi. Wall Street'te teknoloji hisseleri sert gerilerken petrol fiyatları düştü, istihdam beklentileri aştı. BND Scope'un 39. sayısında siyasi değişimin yatırımlara, finansman maliyetlerine ve ABD ekonomisinin görünümüne etkilerini inceliyoruz.
11/7/20269 min oku


ABD'de ara seçimler Kongrenin kontrolünü değiştirdi. Demokratların hem Senatoda hem de Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, Başkan Donald Trump'ın ekonomi politikalarının önümüzdeki iki yılda nasıl ilerleyeceğine ilişkin yeni sorular doğurdu. Seçimlerin hemen ardından Wall Street'te güçlü bir yükseliş yaşandı. Ancak ertesi gün teknoloji hisselerinin öncülüğünde sert satışlar görüldü. Aynı hafta petrol fiyatları önemli ölçüde gerilerken ekim ayı istihdam verileri beklentileri aştı.
Bu gelişmeler ABD ekonomisine ilişkin farklı yönlerde işaretler veriyor. Siyasi dengeler değişirken şirketler bir yandan yeni düzenleme ve kamu harcaması politikalarını, diğer yandan enerji maliyetlerini, finansman koşullarını ve tüketici talebini değerlendiriyor.
BND Scope'un 39. sayısında seçim sonuçlarının ekonomik etkilerini, finansal piyasalardaki hareketleri, enerji fiyatlarını ve işgücü piyasasının son durumunu inceliyoruz.
Kongrede Yeni Dönem
ABD'de 3 Kasım'da yapılan ara seçimlerde Demokratlar hem Senatoda hem de Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirdi. Reuters'ın 4 Kasım tarihli haberine göre Demokratlar Senatoda en az 54 sandalyeye ulaşırken Temsilciler Meclisindeki sandalye sayısını en az 30 artırdı. Böylece Cumhuriyetçiler, Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ortasında Kongrenin her iki kanadındaki kontrolünü kaybetti.
Yüksek yaşam maliyetleri, ticaret politikaları ve İran savaşının ekonomik sonuçları seçim kampanyasının öne çıkan konuları arasındaydı. Özellikle savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkisi ve hanehalkı giderlerindeki artış, seçmenlerin ekonomik endişelerini büyüttü. Reuters'ın seçim değerlendirmesinde de bu konulara yönelik tepkinin Demokratların başarısında etkili olduğu belirtildi.
Demokratlar seçimlerin ardından yaşam maliyetlerinin düşürülmesine ve Trump yönetiminin politikalarının denetlenmesine öncelik vereceklerini açıkladı. Ancak Kongrede çoğunluğun değişmesi, ekonomi politikalarının hemen değişeceği anlamına gelmiyor.
Yeni Kongre 3 Ocak 2027'de göreve başlayacak. Demokratlar bu tarihten itibaren federal bütçe görüşmelerinde, kamu harcamalarında ve yeni yasaların hazırlanmasında daha fazla söz sahibi olacak. Buna karşılık Trump, başkanlık yetkilerini ve Kongreden geçen yasaları veto etme hakkını koruyacak.
Bu yeni denge, özellikle vergi düzenlemeleri ve federal harcamalar konusunda uzlaşmayı zorlaştırabilir. Kongrenin onayını gerektiren ekonomi politikalarının hayata geçirilmesi daha fazla müzakere gerektirecek. Başkanın yürütme yetkileri kapsamında alabileceği kararlar ise farklı bir siyasi ve hukuki süreç izlemeye devam edecek.
Şirketler açısından bu değişimin önemi, siyasi kararların yatırım planlarına nasıl yansıyacağında ortaya çıkıyor. Kamu ihalelerine, federal teşviklere veya düzenleyici onaylara bağlı projelerde karar süreçleri uzayabilir. Belirsizliğin artması durumunda bazı şirketler yatırımlarını iptal etmek yerine harcama takvimlerini yeniden değerlendirebilir.
Ancak bu aşamada siyasi değişimin özel sektör yatırımlarında genel bir yavaşlamaya yol açtığını söylemek için erken. Kongredeki yeni çoğunluğun ekonomik etkilerini, önümüzdeki aylarda yapılacak bütçe görüşmeleri ve alınacak somut kararlar belirleyecek.

Wall Street'te Sert Dalgalanma
Ara seçimlerin ardından ABD hisse senedi piyasalarında önce güçlü bir yükseliş yaşandı. 4 Kasım'da Dow Jones endeksi 1.569 puan, yaklaşık yüzde 3 yükseldi. S&P 500 yüzde 1,6, Nasdaq ise yüzde 1,4 değer kazandı. Seçim sonuçlarının netleşmesiyle siyasi belirsizliğin azalacağı beklentisi ve petrol fiyatlarındaki gerileme, piyasalardaki yükselişi destekleyen gelişmeler arasında yer aldı.
Ancak yükseliş bütün şirketlere aynı şekilde yansımadı. Büyük teknoloji hisselerinin bir bölümü değer kazanırken veri merkezi işletmecileri ve yapay zekâ altyapısına yatırım yapan bazı şirketler satış baskısıyla karşılaştı. Demokratların Kongrede çoğunluğu kazanmasının sektöre yönelik düzenleyici denetimleri artırabileceği ihtimali, yatırımcıların değerlendirdiği riskler arasına girdi.
5 Kasım'da ise piyasalarda sert bir satış dalgası yaşandı. Nasdaq yüzde 5,5, S&P 500 yüzde 4,4 ve Dow Jones yüzde 3,4 geriledi. Nasdaq, 6 Ekim'deki rekor seviyesinden yaklaşık yüzde 12 düşerek düzeltme bölgesine girdi. Yarı iletken şirketlerindeki kayıplar daha da büyüktü. Nvidia hisseleri yüzde 9,3, AMD hisseleri ise yaklaşık yüzde 17,3 değer kaybetti.
Satışları yalnızca seçim sonuçlarına bağlamak doğru olmaz. Teknoloji şirketlerinin finansal performansı, yapay zekâ altyapısına yönelik harcamaların büyüklüğü ve bu yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğine ilişkin sorular da piyasalardaki endişeleri artırdı. Özellikle bazı yarı iletken şirketlerinin finansal sonuçları, sektörün büyüme beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine neden oldu.
Yapay zekâ yatırımlarında iki farklı beklenti öne çıkıyor. Bir tarafta veri işleme kapasitesine ve gelişmiş çiplere yönelik talebin büyümeye devam edeceği düşünülüyor. Diğer tarafta şirketlerin bu talebi karşılamak için yaptığı büyük harcamaların ne kadar hızlı gelir ve kâra dönüşeceği sorgulanıyor.
Yeni Kongrenin veri merkezi projelerine yönelik daha sıkı düzenlemeler getirebileceği ihtimali de bu tartışmaya eklendi. Ancak söz konusu endişeler, yürürlüğe girmiş yeni düzenlemelerden çok olası politika değişikliklerine dayanıyor.
Seçim sonrasındaki iki işlem günü, finansal piyasaların siyasi gelişmeleri tek başına değerlendirmediğini gösterdi. Yatırımcılar Kongredeki yeni güç dağılımının yanında şirket bilançolarını, finansman maliyetlerini ve yatırımların beklenen getirisini de hesaba katıyor. Teknoloji sektöründeki sert satışlar, yüksek büyüme beklentilerinin şirketlerin mali performansına ilişkin soruları ortadan kaldırmadığını ortaya koydu.
Petrol Fiyatlarında Sert Düşüş
Seçim sonuçlarının ardından enerji piyasalarında da önemli hareketler yaşandı. Demokratların Kongrede çoğunluğu kazanması, İran savaşında gerilimin azaltılabileceği ve bölgeden petrol ihracatının artabileceği yönündeki piyasa beklentilerini destekledi. Bu beklentiler, zayıflayan talep görünümüyle birlikte petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturdu.
Brent petrol hafta içinde 100 doların altına indi. Ocak vadeli Brent kontratı 6 Kasım'da varil başına 98,32 dolardan kapandı. Haftalık kayıp yaklaşık yüzde 17'ye ulaştı. Reuters'a göre bu, COVID-19 pandemisinin başlangıcından bu yana Brent petrolde görülen en sert haftalık oransal düşüş oldu.
Fiyatlardaki gerilemenin arkasında yalnızca seçim sonuçları bulunmuyor. Orta Doğu'dan petrol arzının artabileceği beklentisi, küresel talebe ilişkin endişeler ve savaşın oluşturduğu risk priminin bir bölümünün geri çekilmesi de fiyatları etkiledi.
Bununla birlikte bölgedeki güvenlik riskleri ortadan kalkmış değil. İran savaşının seyri, Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler ve uluslararası petrol taşımacılığının güvenliği, enerji fiyatları açısından önemini koruyor. Nitekim 6 Kasım'da olası yeni askerî saldırılara ilişkin açıklamalar, fiyatların gün içinde yeniden destek bulmasına neden oldu.
Petrol fiyatlarındaki düşüşün şirketlere etkisi ise faaliyet alanına göre değişiyor.
Hava yolu, lojistik ve karayolu taşımacılığı şirketleri açısından daha düşük yakıt fiyatları maliyet baskısını hafifletebilir. Enerji üreticileri içinse fiyatların gerilemesi gelir ve yatırım beklentilerini sınırlayabilir. Kimya ve imalat sektörlerinde de enerji ve petrol türevli ham madde maliyetlerinin değişmesi, üretim giderlerini etkileyebilir.
Ancak petrol fiyatlarındaki düşüş, şirket maliyetlerine her zaman aynı hızda yansımıyor. Mevcut tedarik sözleşmeleri, stok maliyetleri ve taşımacılık giderleri bu etkinin zamanlamasını değiştirebiliyor. Özellikle yakıt ihtiyacını önceden belirli fiyatlarla karşılayan işletmeler, piyasalardaki düşüşten hemen yararlanamayabilir.
Bu nedenle petrol fiyatlarındaki haftalık gerileme, enerji maliyetlerinde kalıcı bir iyileşme olarak değerlendirilmemeli. Savaşın seyri, arz koşulları ve küresel talep görünümü fiyatların önümüzdeki dönemde izleyeceği yön açısından belirleyici olmaya devam edecek.
ABD'de ara seçimler siyasi dengeleri değiştirdi ancak ekonomik görünümü tek başına yeniden şekillendirmedi. Demokratların Kongrede çoğunluğu kazanması, bütçe ve düzenleme politikalarında yeni müzakerelerin önünü açıyor. Bununla birlikte yeni çoğunluğun ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirmek için Kongrede alınacak somut kararları görmek gerekecek.
Finansal piyasalarda yaşanan sert hareketler, yatırımcıların siyasi gelişmeler kadar şirketlerin finansal performansına ve yatırım maliyetlerine de odaklandığını gösterdi. Özellikle teknoloji hisselerindeki satışlar, yapay zekâ yatırımlarının büyüklüğü ile bu yatırımlardan beklenen gelir arasındaki ilişkinin daha fazla sorgulandığını ortaya koydu.
Petrol fiyatlarındaki düşüş bazı sektörler için maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak savaşın seyri ve enerji arzına ilişkin riskler, bu avantajın kalıcı olup olmayacağını belirsiz bırakıyor. İşgücü piyasasında beklentilerin üzerinde gelen veriler ise ekonominin istihdam yaratma kapasitesini koruduğunu gösterirken Fed'in faiz politikası üzerindeki baskıyı artırıyor.
Bu gelişmelerin ortak noktası, şirketlerin aynı anda farklı koşullarla karşı karşıya kalması.
Daha düşük enerji fiyatları bazı işletmelerin giderlerini azaltabilirken yüksek faizler finansman maliyetlerini artırabilir. İstihdamın güçlü kalması tüketici harcamalarını destekleyebilir ancak yeni siyasi dengeler kamu politikalarına bağlı yatırımların takvimini değiştirebilir.
Önümüzdeki dönemde ABD ekonomisinin yönünü yalnızca seçim sonuçları veya tek bir veri açıklaması belirlemeyecek. Kongrede alınacak kararlar, Fed'in faiz politikası, enerji piyasaları ve şirketlerin yatırım harcamaları birlikte etkili olacak.
İşletmeler açısından temel soru ise değişmiyor: Talep devam ederken maliyetler ve ekonomi politikaları ne kadar öngörülebilir kalacak?
İstihdam Beklentileri Aştı
ABD'de 6 Kasım'da açıklanan ekim ayı istihdam verileri, işgücü piyasasının beklentilerden daha güçlü bir performans gösterdiğine işaret etti. Çalışma İstatistikleri Bürosuna (BLS) göre tarım dışı istihdam ekimde 165 bin kişi arttı. Ekonomistlerin beklentisi yaklaşık 65 bin kişilik artış yönündeydi. İşsizlik oranı ise yüzde 4,2'den yüzde 4,1'e geriledi.
Önceki iki aya ait veriler de yukarı yönlü revize edildi. Ağustos ve eylül aylarındaki toplam istihdam artışının daha önce açıklanandan 84 bin kişi fazla olduğu belirlendi.
İstihdamdaki artış belirli sektörlerde yoğunlaştı. Profesyonel ve ticari hizmetlerde 70 bin, sağlık sektöründe 42 bin, taşımacılık ve depolamada yaklaşık 25 bin, imalat sanayisinde ise 19 bin yeni istihdam kaydedildi.
Hafta içinde yayımlanan diğer veriler de işe alımların devam ettiğini gösterdi. ADP'nin 4 Kasım'da açıkladığı verilere göre özel sektör istihdamı ekimde 86 bin kişi arttı. BLS'nin 3 Kasım'da yayımladığı JOLTS raporu ise eylül ayında yaklaşık 7,5 milyon açık iş pozisyonu bulunduğunu ve işe alımların 5,4 milyon seviyesinde gerçekleştiğini ortaya koydu.
Bununla birlikte ADP ve BLS verileri aynı yöntemle hesaplanmıyor. İki kurumun raporları istihdam artışının sürdüğüne işaret etse de sektörlerin performansına ilişkin sonuçları farklılaşıyor. Örneğin BLS profesyonel ve ticari hizmetlerde 70 bin kişilik artış bildirirken ADP aynı sektörde 27 bin kişilik azalma kaydetti. Bu nedenle iki veri setini birbirini doğrudan doğrulayan eşdeğer ölçümler olarak değerlendirmemek gerekiyor.
İşten çıkarmalara ilişkin göstergeler de işgücü piyasasında genel bir bozulmaya işaret etmedi. 31 Ekim'de sona eren haftada ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 189 bine geriledi. Challenger, Gray & Christmas verilerine göre şirketler ekim ayında yaklaşık 44 bin kişilik işten çıkarma planı açıkladı. Bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 71 daha düşüktü.
Ancak istihdam artışının beklentileri aşması, işgücü piyasasının bütün göstergelerinin olumlu olduğu anlamına gelmiyor.
Ekonomik nedenlerle yarı zamanlı çalışanların sayısı ekimde 339 bin kişi artarak 4,8 milyona yükseldi. Bu çalışanlar arasında tam zamanlı iş aramasına rağmen bulamayanlar da bulunuyor. Dolayısıyla işsizlik oranı düşük kalsa bile bazı çalışanlar istedikleri sürelerde çalışmakta zorlanıyor.
Ücretlerdeki artış da enflasyon açısından önemini koruyor. Ortalama saatlik kazançlar ekimde aylık yüzde 0,4, yıllık yüzde 3,1 yükseldi. İstihdamın artmaya devam etmesi ve ücret baskılarının sürmesi, Federal Rezervin faiz kararlarında enflasyon risklerine daha fazla ağırlık vermesine neden olabilir.
Nitekim istihdam raporunun ardından ABD tahvil getirileri yükseldi. Reuters'a göre finansal piyasalarda Fed'in aralık ayında faiz artırması olasılığına verilen ağırlık yaklaşık yüzde 70'ten yüzde 78'e çıktı. Ancak bu beklenti, Fed'in faiz artırma kararı aldığı anlamına gelmiyor. Bankanın önümüzdeki kararı istihdamın yanı sıra enflasyon verilerine ve ekonomik görünümdeki diğer gelişmelere bağlı olacak.
İşletmeler açısından burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor. İstihdam artışının sürmesi hanehalkı gelirlerini ve tüketici talebini destekleyebilir. Buna karşılık faizlerin yüksek kalması veya yeniden artırılması, kredi kullanan şirketlerin finansman maliyetlerini yükseltebilir ve yeni yatırımları zorlaştırabilir.
ABD ekonomisi istihdam yaratmaya devam ediyor. Ancak bunun şirketler için ne ölçüde olumlu bir gelişmeye dönüşeceğini yalnızca işe alımların hızı değil, enflasyon ve borçlanma maliyetleri de belirleyecek.
