BND Scope: 20. Sayı - Verinin Ötesinde Piyasalar: Güven, Politika ve “Sell America” Tartışması
ABD piyasalarında fiyatlama artık yalnızca büyüme ve enflasyon verilerine dayanmadığı bir döneme girdi. Siyasi dil, transatlantik ticaret gerilimi ve kurumlara duyulan güven, güçlü büyüme revizyonlarına rağmen risk algısını belirlemeye devam ediyor.
1/24/20264 min oku


ABD’de piyasalar artık verilere göre karar vermiyor; verilerin ötesinde siyasi dil, ittifak ilişkileri ve kurumlara dair güven de fiyatlandırılıyor. Tam da bu sebeple aynı hafta içinde hem güçlü bir büyüme revizyonu görüyoruz hem de “Sell America” söyleminin yeniden gündeme gelişine şahit oluyoruz.
Ticari Gerilim Transatlantik Üzerinden Geri Döndü
Bu haftanın gündemi belirleyen, Grönland üzerinden Avrupa’ya yönelen tarife tehdidinin yarattığı belirsizlik oldu. Piyasalar bunu sadece ‘Avrupa’dan gelen ürünlerin maliyeti artar mı?’ diye okumadı; asıl endişe, Washington’un Avrupa’ya yönelik tarife tehdidini bir pazarlık aracı olarak sürekli gündemde tutup tutmayacağı ve kuralları sık sık değiştirerek şirketlerin önünü göremediği bir ticaret ortamı yaratıp yaratmayacağıydı. Doların gerilemesi ve aynı gün içinde hem tahvillerde hem hisse senetlerinde satış görülmesi, risk korkusunun bir anda yayılabildiğini gösteriyor. Avrupa’da misilleme seçenekleri konuşulurken, ABD ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişki sadece otomobil, makine, gıda gibi ürün ticaretinden ibaret değil. ABD şirketleri Avrupa’da çok büyük gelir elde ediyor (özellikle teknoloji, finans, sigorta ve danışmanlık gibi hizmetlerde) ve Avrupalı fonlar da ABD’de hisse senedi ve tahvil gibi varlıklarda ciddi büyüklükte pozisyon taşıyor. Gerilim bu alanlara sıçrarsa, mesele sadece gümrük vergisi değil; şirket kârlılıkları ve ABD’nin borçlanma maliyeti üzerinden daha geniş bir ekonomik etki yaratabilir. Bu, “yarın resesyon” olacağı anlamına gelmiyor; ama şirketlerin yatırım planlarını ertelediği, tedarik zincirinin daha temkinli çalıştığı bir zeminde büyüme hızının doğal olarak yavaşlama riski artıyor.

Büyüme Revizyonu, Borç ve Kredi Riski
Güncellenen büyüme verisi, 2025’in yaz aylarında ABD ekonomisinin beklenenden daha hızlı büyüdüğünü gösteriyor; özellikle tüketim ve şirket yatırımları güçlü kalmış. Ancak piyasa bu tür verileri artık tek başına ‘her şey yolunda’ diye okumuyor. Çünkü aynı anda başka bir endişe büyüyor: Kamu borcunun milli gelire göre seviyesi yüksek, devletin ödediği faiz yükü artıyor ve olası bir şokta Washington’un ne kadar rahat hareket edebileceği sorgulanıyor. Buna bir de kurumlarla ilgili tartışmalar — özellikle kararların ne kadar bağımsız alındığı ve kuralların ne kadar öngörülebilir olduğu — eklenince, mesele ‘bugünün verisi iyi mi kötü mü’ olmaktan çıkıyor. Piyasanın asıl baktığı şey, bu verinin üzerine nasıl bir politika çizileceği ve o çizginin ne kadar istikrarlı olacağı. Bu yüzden büyüme güçlü görünse bile, risk algısı yükselip dalgalanma artabiliyor.”
Yatırımın Rotası: AI Altyapısı, Lojistik ve İstikrarlı Alanlar
IMF’nin büyüme tahminini yukarı çekmesi, 2026’ya girerken dünya ekonomisinde tek bir kötümser senaryo olmadığını gösteriyor; teknoloji ve özellikle yapay zekâ yatırımları birçok alanda harcamaları canlı tutuyor. Çin’in büyüme hedefini tutturması da tabloyu tamamen bozmasa da, büyümenin ağırlıkla ihracatla taşınması önemli bir uyarı: iç tüketim zayıf, emlak tarafı kırılgan ve bu yapı ticaret gerilimi arttığında daha kolay sarsılabilir. İşte bu ortamda şirket haberleri ‘bu belirsizlikte kim neye para yatırıyor?’ sorusuna net cevap veriyor: Applied Digital’in 430 MW gibi çok büyük ölçekli bir AI kampüsüne başlaması, rekabetin artık sadece yazılım ve çipte değil, elektrik erişimi, soğutma kapasitesi ve tesis kurma hızında da döndüğünü anlatıyor. Aynı belirsizlik, perakende ve lojistik tarafında da “maliyet ve hız” baskısını artırıyor; USPS’nin kapıya teslim ağını daha fazla şirkete teklif usulüyle açması bu yüzden önemli, çünkü firmalara teslimat hızını korurken dağıtım maliyetini düşürmek için yeni bir seçenek sunuyor. Daha korunaklı yatırımlar tarafında CPP Investments’ın outpatient sağlık binalarına yönelmesi ise sermayenin dalgalı dönemlerde kira gelirine dayalı, talebi daha istikrarlı alanlara kayma eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Buna private credit piyasasında biriken soru işaretlerini de ekleyince, 2026’nın yatırım havası daha net görünüyor: fırsatlar var, ama herkes aynı yere koşmuyor; sermaye daha seçici ve ‘riskin nerede biriktiği’ daha dikkatle izleniyor.
Sonuç
Bu haftanın özü şu: Büyüme rakamları iyi görünse bile, piyasayı belirleyen şey giderek daha fazla “güven ve öngörülebilirlik” oluyor. Avrupa hattındaki tarife söylemi, bunun ne kadar hızlı fiyatlanabildiğini gösterdi; doların zayıflaması ve riskten kaçış hareketleri, bir anda gündemi veri akışından politika diline taşıdı. Buna rağmen yatırımlara bakıldığında tablo yekpare değil: AI altyapısı, lojistik kapasite ve sağlık gibi alanlarda yatırımlar hala devam ediyor. BND Scope olarak ABD ve dünya ekonomisindeki değişen dengeleri düzenli biçimde izleyip, yatırım kararlarına etkisi olabilecek konuları sizin için sade bir çerçevede bir araya getirmeye devam ediyoruz.
Bu içeriğin İngilizce versiyonunu okumak için buraya tıklayın.
